10line Gazaete
TR, Antalya
MODERN DÖNEM SOSYAL REFAH DEVLETİ ALGISI VE ASGARİ ÜCRET FONKSİYONU

MODERN DÖNEM SOSYAL REFAH DEVLETİ ALGISI VE ASGARİ ÜCRET FONKSİYONU

Modern dönemde sosyal refah devletinin nasıl ortaya çıktığına bakacak olursak 20. yüzyılda liberal devlet ile sosyalist devlet arasında bir üçüncü yol olarak ortaya çıkmıştır. Modern refah devletinin temelinde başlıca iki neden bulunmaktadır. Birincisi, 1929 yılındaki Büyük Ekonomik Kriz’in ardından, liberal devletin başarısız olarak görülmesi ve yeni bir devlet anlayışına duyulan gereksinimin ortaya çıkmasıdır. Ekonomide yaşanan kriz dolayısıyla ABD’de ortaya çıkan ve giderek artan işsizlik ve yoksulluk, diğer ülke ekonomilerini de etkilemiş, bu durumu önlemek amacıyla tam istihdam ve talep yönetimi politikaları gibi uygulamaları tavsiye eden müdahaleci Keynezyen ekonomi modeli uygulamalarına geçilmiştir[1]

İkinci neden ise, II. Dünya Savaşı sonrası çift kutuplu hale gelen dünyada, giderek etkisini ve nüfuzunu artarak hissettiren sosyalizm tehdidine karşı kapitalist sistemin bir hamlesi olmasıdır. Sanayileşme ile birlikte büyüyen ve kentlerde birikmeye başlayan toplumsal kitlelerin, özellikle kadın ve çocukların kötü yaşam koşulları içinde bulunması durumu, fabrikalarda çalışmaya başlayan ve sayıları giderek artan yeni işçi sınıfının çalışma koşullarının ve ücretlerinin giderek kötüleşmesi, bu durumun yol açtığı temel sorunlara yönelik çözüm arayışları sosyal refah devletine ve asgari ücrete giden süreci doğurmuştur.

Öncelikle konunun daha iyi anlaşılabilmesi adına modern dönemin kavramları olan sosyal refah devleti ve asgari ücret gibi kavramların tanımını yapmak istiyorum. Sosyal refah devleti konusunda oldukça çeşitli tanımlar bulunmakla beraber en kapsamlı olan ve en çok atıf yapılan tanımın sahibi Asa Briggs’e  göre, refah devleti; “piyasa güçlerinin rolünü azaltmak amacıyla, bilinçli bir yöntemle örgütlü kamu gücünün kullanıldığı bir devlet türüdür.” Briggs’e göre, refah devleti, üç alanda faal durumdadır: Birincisi, bireylere ve ailelere, minimum bir düzeyde gelir garantisi sağlamaktadır. İkincisi; Bireylerin, belirli sosyal risklerin (hastalık, yaşlılık, işsizlik vb.) üstesinden gelmelerinde onlara yardımcı olmaktadır.

Üçüncüsü ise, sosyal refah hizmetleri aracılığıyla, tüm vatandaşlara, özelliklede dar gelirlilere en iyi yaşam standartlarını sunmaktadır.  Daha da sadeleştirir ve kolay anlaşılır hale getirirsek, Asa Briggs’e göre, refah devletinin toplum üzerindeki etkisi en azından üç şekilde gerçekleşmelidir: Minimum gelir garantisi sağlamalı, güvencesizliği azaltmalı, herkese en iyi standartlara sahip olabilme hakkı vermelidir. Refah devletini kısaca üç şekilde tasvir etmek mümkündür. Refah devleti, müdahaleci, düzenleyici ve geliri yeniden dağıtıcı bir devlettir. Müdahalecidir; çünkü piyasa başarısızlıkları üzerine harekete geçer ve doğan sorunların giderilmesine yönelik olarak önlemler alır, düzenlemeler yapar ve uygular. Düzenleyicidir; çünkü iş piyasalarındaki düşük ücretlerin işçileri sefalete düşürmemesi için asgari bir ücret belirler, sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetlerini üstlenir. Gelirin yeniden dağıtılmasını sağlar; çünkü vergi ve diğer politikalar ve transfer harcamalarıyla gelirin paylaşımına müdahalede bulunulmadığında, sınıflar arasında gelir dengesizliklerinin, dolayısıyla huzursuzlukların çıkacağını bilir. Her birey, yaşam yarışına eşit şartlarla başlayamaz, bu durum hepimizce malumdur. Doğumla birlikte doğuştan kazandığımız bazı özellikler vardır. Örneğin, dil, ırk, renk, doğum yeri, hatta anne-babanın kültür düzeyi, ekonomik durumu ve toplumsal statüsü gibi bazı özellikler her birey için farklıdır. Bunun dışında, yine kendi dışında cereyan eden, ancak onu yoksulluk, işsizlik gibi tehlikelere maruz bırakan bazı ekonomik ve sosyal faktörler de söz konusudur. İşte refah devleti, bu avantaj ve dezavantajları dengelemeye çalışan, dengedeki ibreyi daha ziyade ekonomik ve sosyal yönden güçsüz olanlar lehine tutan ve tutmaya çalışan devlettir.

Asgari ücret (minimum ücret): İşçilere veya çalışanlara ödenmek zorunda olunan en düşük ücrettir. İşçilere veya çalışanlara çalışmaları karşılığında ödenen ve işçinin, çalışanın gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım, kültür vb. temel gereksinimleri günün ekonomik şartlarına göre en az düzeyde karşılanmasına yetecek kadar ücrettir.

Asgari ücretle birlikte özellikle gelişmemiş ülkelerde düşük ücretli emek kitlesinin korunması amaçlanmıştır. Anayasamızın 55. maddesinde ücrette adaletin sağlanması başlığında yer alan tanımlamada“ücret emeğin karşılığıdır ”denilmektedir. Bu anlamda Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli ücret elde etmeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

Ülkemize gelecek olursak;

Geçtiğimiz günlerde Hükümet, işveren ve işçi sendikalarının oybirliği ile kabul edilen ve 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren geçerli olan asgari ücret Asgari Geçim İndirimi (AGİ) dahil 2 bin 20 TL olarak belirlendi. Öncelikle belirlenen AGİ hariç asgari ücret 1829 TL’dir. Net asgari ücret işveren tarafından işçiye ödenen miktardır. AGİ ise, geçmişteki vergi iadelerine karşılık gelecek şekilde, devlet tarafından sağlanan bir destektir.

Bilindiği gibi Türkiye İstatistik Kurumu Asgari Ücret Tespit Komisyonuna her yıl bir işçinin geçimine ilişkin asgari tutarı hesaplayıp sunmaktadır. Bu yıl TÜİK tarafından sunulan rakam 2213 TL iken, Asgari Ücret Tespit Komisyonu bu rakamın altında bir rakamı asgari ücret olarak belirlemiştir.

Türkiye’de yaklaşık olarak 7 milyon civarında asgari ücretli bulunmaktadır. Yazımız içerisindeki tanımlarda da görüldüğü üzere sosyal refah devleti tüm vatandaşlarına insan onuruna yakışır bir yaşantıyı tesis etmek zorundadır. Bu görev sosyal devletin en önemli görevidir. Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik organize olabilmesi ve zayıf olanlarına da bir yaşam ortamı sağlamasıdır.

Çalışan nüfusunun dörtte üçü asgari ücretle çalışan bir ülkeyiz. Kendimiz olmasa bile mutlaka ailemizde birileri asgari ücretle geçinmek durumundadır. Bu hayatımızın bir gerçeğidir. Onların ve ailelerinin daha iyi bir yaşam sürmesi konusunda hepimizin daha duyarlı olmalısı gerekir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde asgari ücret hesaplanırken çalışanın sadece kendisi değil ailesinin de asgari bir hayat yaşaması için gerekli olan harcamalar da hesaba katılarak hesaplanır.  Ve yine gelişmiş ülkelere bakıldığında toplumca üretilen gelirin adaletli dağıtıldığını, alt ve orta sınıfın en temel ailevi ihtiyaçlarını karşılamakta sorun yaşamadığını görürüz.  Toplumun hemen hemen tüm kesimleri, ekonomik olarak temel ihtiyaçlarını karşılamakta sorun yaşamazlarsa ülke olarak oldukça huzurlu ve geleceğe o denli emin adımlarla yürürüz. Son olarak Orhun kitabelerinde Bilge Kağan’ın ifade ettiği gibi "Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki, fakirlik suç sayılsın."Geleceğin Türkiye’si ancak bu bakış açısıyla inşa edilirse Büyük ve Müreffeh Türkiye olabilir.

 Şükrü SEVREN

 

Kaynakça: 

[1] Refah devleti kavramı, “laissez–faire devlet”e karşıt bir kavram olarak görülebilir, yani devletin müdahaleci rolünün arttığını ifade eden bir kavramdır. Ali Nazım Sözer, Türkiye’de Sosyal Hukuk, Ankara: Kamu–İş Yay., 1994, s. v.


2019-01-09 11:59:04
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
7Helal olsun!
0Yerim!
0Çok acı...
0Hoş değil!
0Kızgın!
0Çok iyi!
0Yok artık!

Yazıyı Paylaş



Kategoriden Öne Çıkanlar

Yorumlar

    Habere Henüz Yorum Yapılmamış.

Habere Yorum Yaz